Kitapların Gücü

Bilge tarafından tarihinde yayınlandı


“Ulusları ilerleten, yükselten zengin kitaplardır.”

ANATOLE FRANCE

Kitaplar, insanların duygu ve düşüncelerini üzerine kaydettikleri kâğıt tomarlarından ibaret basit bir nesne gibi görünse de, bireysel ve kitlesel olarak insanlar üzerinde fevkalade etkili bir güce sahiptir.

300.000 yıllık insanlık tarihi ile kıyasladığımızda kitabın ortaya çıkış aslında pek de eski sayılmaz. Birbirine bağlanmış yaprak tomarlardan ibaret olan ilk kitaplar Milattan önce III. Bin Yılın ilk yarısına dayanmaktadır. Bir başka ifadeyle 300.000 yıllık insanlık tarihinde kitabın hikâyesi ancak 5000 yıllık bir geçmişe sahiptir. İnsanlığın geriye kalan 295.000 yıllık serencamesinde kitap diye bir şey henüz icat edilmemişti. İnsanlar duygu ve düşüncelerini ya mağara duvarlarına resmediyor ya da daha medeni bir toplum hale geldiklerinde kil tabletlere ya da taşların üzerine kaydediyorlardı.

Bugün nasıl internet, bilgisayar ve yapay zekâ modern insanın önüne yepyeni çığırlar açıyorsa yazının kullanılmaya başlaması ve kitapların ortaya çıkması da insanlık tarihi açısından görülmemiş atılımların habercisiydi. Gerçekten de o zamanlar kim bilebilirdi ki yazı veya kitap denilen bir nesnenin insanlık tarihinde yepyeni çığırlar açacağını.

Kitaplar insanlık tarihinde öyle büyük çığırlar açmıştır ki, hemen hemen tüm büyük dinler kitaplarla ortaya çıkmış ve büyük devrimlerin habercisi olmuştur. Yahudilik ve İsrail oğulları Tevrat ve Zebur ile tarih boyunca bir arada olabilmişler ve insanlık tarihine yön vermişlerdir. Hz Musa’nın Tevrat’ı ve on emri Hristiyanlığın da referansı olmuş ve İncil’in etrafında toplanan Batı, İncil’den aldığı güçle haçlı seferlerine soyunmuş, kıtalar arası seyahatlere çıkma cesaretini göstermiştir. MÖ 3. Yüzyılda ortaya çıkan Budizm, kitaplaştırılarak bütün Çin ve Hint coğrafyasını etkisi altına almış ve günümüze kadar ulaşmıştır. Ve son olarak 1400 yıl önce tüm medeniyet merkezlerinden uzak bir konumda, kup kuru bir çölden zuhur eden Kur’an-ı Kerim, insanlık aleminde yepyeni bir çığır açmış, çöl bedevisi olan Arapları, 100 yıl içinde Çin’den İspanya’ya kadar uzanan bir İslam İmparatorluğunun varisi kılmıştır. Avrupa orta çağın karanlıkları içinde kıvranırken Kur’an ile İslam Rönesans’ı ortaya çıkmış ve uyuyan Avrupa, haçlı seferleri ve İstanbul’un fethi ile uykusundan uyanarak günümüz uygarlığının temellerini atmıştır.

Evet Kitaplar sayesinde çağlar açılır, çağlar kapanır. Kitapların insanları aydınlatan ve insanları insani erdemlere ulaştıran aydınlık etkisi ortadan kalkınca da medeniyetler bir bir tarih sahnesinden kaybolup gider. Büyük İskender’in komutanlarından I. Ptolemaios tarafından kurulan İskenderiye Kütüphanesi, 150 bin cilt el yazması eser ile çağının bir bilim merkezi haline gelmişti. Hristiyanlığın Roma’da devlet dini olmasına rağmen pagan kültürünün hala İskenderiye’de etkin olmasını kabullenemeyen İmparatoru I. Theodosius İskenderiye Kütüphanesini bir emirle yerle bir ederken binlerce yıllık Mısır Medeniyetini de tarihin tozlu sayfalarına gönderiyordu.

İslam’ın altın çağını yaşandığı 10. ve 13. yüzyıllarda Beytülhikme (Bilgelik Evi) adı verilen ünlü Bağdat Kütüphanesi çağının gerçek bir bilim ve kültür merkeziydi. Ne var ki Moğolların 1258’de Bağdat’ı istila edip asırların birikimi olan Bağdat Kütüphanesini yağmalamaları ile İslam Rönesans’ı da tarih sahnesinden çekilmek zorunda kalmıştı.

Bununla birlikte öyle kitaplar da vardır ki, bu tür kitaplar yoklukları ile medeniyetleri ortadan kaldırmaz, bilakis varlıkları ile adeta bir virüs gibi toplumları felç edip, medeniyet birikimlerini içten içe yok eder. Bu tür kitaplar, insanlığın evrensel değerlerini ve erdemlerini tahrip ederken, özgürlük kisvesi ile ortaya çıkarak köleliğin ve zulmün yeni ilham kaynakları olmuşlardır. Özgürlük, eşitlik ve herkes için zenginlik sloganları ile ortaya çıkan bu kitaplar toplumları bir arada tutan değerleri yerle bir ederken aynı zamanda insanlığı insanlığından utandıracak kan seylaplar bırakmıştır. Fransız İhtilalinden sonra, sözde Rousseau’un “Toplumsal Sözleşme” kitabından ilham alıp özgürlük ve anayasa için yola çıkan jakobenlerin giyotinlere gönderdiği İnsan yığınları; komünist devrimleri sonrası Karl Marks’ın Kapital’ini, Mao Zedung’un Kızıl Kitabını eline alıp kafataslarından tepeler inşa eden Polpotlar, Hitler’in “Davam” kitabıyla fırınlarda yakılan Yahudiler, hep bu yıkıcı etkisi olan kitapların tesiri ile meydana gelmiştir.

O halde hangi kitaplar insanlığa mutluluk, huzur ve özgürlük vadeder, hangileri zulüm ve kölelik yollarının kapılarını açar? Bu sorunun üzerine çok farklı görüşler ortaya konulabilir ancak gerçek olan şu ki, öyle kitaplar vardır ki, insanları bireysel ve kitlesel olarak etkisi altına alarak onlara yep yeni kimliker kazandırır, devrimlere ilham kaynağı olur, coğrafyaları, sınırları ve tarihin yönünü değiştirebilirler.

“Ulusları ilerleten, yükselten zengin kitaplardır.”

ANATOLE FRANCE

Akla gelen diğer bir soru ise; aynı kitapları okuyan insanlardan kimileri insanlığa ışık saçarken, kimileri nasıl kan dökücü bir canavara dönüşebiliyor? Platon’un “Devlet” kitabını okuyanlardan kimileri “Leviathan” devletler yaratırken, kimileri nasıl oluyor da demokrasinin ilham kaynaklarını görebiliyor. Aynı kitaptan ilham alan Mevlana “ne olursan ol yine gel” sözüyle tüm insanlığı kucaklarken, hoşgörü ve diyalog ile insanca birlikte yaşamanın yollarını açarken; nasıl oluyor da bazıları bağnazlık ve yobazlık ağlarına takılıp kendi hizbinden olmayanları cehennemlere mahkum edebiliyor. Sorun okunan kitaplarda mı yoksa kitapları okuyan insanlarda mı? Elbette ki burada sorun insanın neyi nasıl algıladığı ve yorumladığı ile ilgilidir. Aslında ilk sorunun cevabı da tamamen insanın kitaba verdiği anlamla ilgili değil mi? Hangi kitaplar ışık kaynağıdır, hangi kitaplar kötülük saçıcıdır? Kimileri en aydınlık kitaplara türlü türlü yaftalar yapıştırırken, kimileri de en şeytani kitapların etrafında pervane olup dönmüyor mu?

Evet aslında hiçbirşey aslı itibariyle bizatihi kötü değildir. Kötülük saçan bir kitabın, kalbi kararmış insanlar için bir kötülük kaynağı olması kaçınılmazdır. İyiliği ve güzellliği kalbine ve ruhuna sapasağlam yerleştirmiş bir insana da hiçbir kötü söylem, ayartıcı fikir, baştan çıkarıcı bir kitap tesir edemez.

O halde şunu söyleyebilir miyiz? “Bütün mesele insan da başlar, insan da biter.”

Serdar Gül

Bilge Kitap Dergi 2024 Aralık Sayısı



0 yorum

Bir yanıt yazın

Avatar yer tutucu

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir