Ahmet Mithat Efendi

Bilge tarafından tarihinde yayınlandı

Tanzimatın Çok Yönlü Kalemi


Roman denilen şey bir cemiyet-i beşeriyye içinde görülen ahvalden birisini veyahut bazılarını kağıt üzerine koymaktan ibarettir.

Ahmet Mithat Efendi

Hatice Ebru Aslangil

Ahmet Mithat Efendi Tanzimat Dönemi Türk edebiyatının en önemli ve üretken isimlerinden biridir. Yazar, gazeteci, yayıncı, eğitimci ve düşünür kimlikleriyle öne çıkan Ahmet Mithat Efendi, “Halkın Hocası” olarak anılmış ve döneminin toplumsal ve kültürel hayatına önemli katkılar sağlamıştır.

Ahmet Mithat Efendi, edebiyatın birçok türünde eser vermiştir. Roman, hikâye, tiyatro, gezi yazısı, makale ve ansiklopedi gibi farklı türlerde kaleme aldığı eserleriyle geniş bir okuyucu kitlesine ulaşmıştır. Eserlerinde sade ve anlaşılır bir dil kullanmış, halkı eğitme ve bilgilendirme amacını ön planda tutmuştur. Bu özelliğiyle, edebiyatın toplumsal bir araç olarak kullanılmasının önemli bir örneğini sergilemiştir.

Ahmet Mithat Efendi, sadece bir yazar olarak değil, aynı zamanda bir eğitimci ve yayıncı olarak da önemli faaliyetlerde bulunmuştur. Kendi matbaasını kurarak birçok eser basmış ve yayınlamıştır. “Tercüman-ı Hakikat” gazetesiyle uzun yıllar boyunca toplumu bilgilendirmiş ve düşünce hayatına yön vermiştir. Darülfünun’da (İstanbul Üniversitesi) dersler vererek genç nesillerin yetişmesine katkıda bulunmuştur.

Ahmet Mithat Efendi’nin eserlerinde dönemin toplumsal sorunları, Batılılaşma çabaları, geleneksel değerlerle modernleşme arasındaki çatışmalar gibi konular sıklıkla işlenmiştir. Romanlarında ve hikâyelerinde toplumsal eleştirilerde bulunmuş, halkın bilinçlenmesine katkı sağlamıştır. “Felâtun Bey ile Râkım Efendi” romanı, yanlış Batılılaşma ve özenti sorununu ele alırken, “Henüz On Yedi Yaşında” romanı gençlerin eğitimi ve toplumsal rolleri üzerine önemli mesajlar içermektedir. “Kıssadan Hisse” adlı eseri ise didaktik bir üslupla ahlaki ve toplumsal öğütler vermektedir.

Ahmet Mithat Efendi’nin eserleri, döneminde ve sonraki yıllarda farklı eleştirilere konu olmuştur. Bazı eleştirmenler, eserlerinin didaktik ve öğretici üslubunu, edebi derinlikten yoksun olduğunu ileri sürmüşlerdir. Ancak, Ahmet Mithat Efendi’nin asıl amacının halkı eğitmek ve bilgilendirmek olduğu göz önüne alındığında, bu eleştirilerin kısmen yersiz olduğu söylenebilir. Onun eserleri, dönemin toplumsal ve kültürel yapısını anlamak için önemli bir kaynak niteliğindedir.

Ahmet Mithat Efendinin Yaşam Öyküsü

Ahmet Mithat Efendi 1844 yılında İstanbul’un Tophane semtinde dünyaya geldi. Babası Bezci Süleyman Ağa bugün Azerbaycan sınırlarında bulunan Ağdaş-Aktaş şehrinden Anadoluya Rus işgali nedeniyle hicret etmiştir. Annesi Nefise hanımdı. 6-7 yaşlarında iken babasını kaybetti ve ailesi büyük geçim zorluğuna düştü. Ailesi ile beraber ağabeyi Hafız Ağa’nın kaza müdürü olarak görev yaptığı günümüzde Bulgaristan’ın kuzeybatı ucunda buluna Vidin kasabasına gitti ve bir mahalle mektebinde öğrenim görmeye başladı. Ertesi yıl İstanbul’a dönerek öğrenimine Tophane Sıbyan Mektebinde devam etti. 1857-1861 yıllarında Mısır Çarşısı’nda bir aktar dükkânında çırak olarak çalıştı. 1861’de ağabeyinin yeniden Vidin kasabasına atanmasıyla Vidin’e, ardından da günümüzde Sırbistan sınırlarında bulunan Niş kasabasına gitti ve 1864 yılında üç yıllık Niş Rüştiyesini bitirdi.

Memuriyet yaşamı

Midhat Paşa’nın Tuna Valisi olarak atanıp ağabeyini vilayet merkezi Rusçuk’a getirtmesinden sonra kendisi de Rusçuk’ta bir devlet dairesine memur olarak atandı. Memuriyetini sürdürürken bir yandan da Arapça, Farsça ve Fransızcasını ilerlettiği için kendisini takdir eden Midhat Paşa ona kendi ismini verdi. Böylece asıl adı olan “Ahmet”in yanına “Midhat” da eklenerek bu şekilde anılmaya başladı. Bu dönemde memuriyet görevlerine ilave olarak Teşkilat Kanunu gereği çıkartılan Tuna gazetesinin yazı işlerinde yardımcılık yapmaktaydı.

1868’de Tuna gazetesinde yazar olarak göreve başladı; gazetenin başyazarı oldu. Bu dönemde tanıştığı Muhacirin Komisyonu (Göçmen Komisyonu) başkanlığını yapmakta olan Şakir Bey’in evinde uzun süre konuk olan Ahmed Midhat, onun zengin kitaplığından yararlandı, Şakir Bey’in Romanyalı bir müzisyen olan eşi sayesinde ilk defa Batı sanatı ile tanıştı.

Bağdat yılları

Şura-yı Devlet Reisi olan Mithat Paşa 1869 yılında Bağdat Valiliği’ne tayin olduğunda Şakir Paşa’yı da merkez mutasarrıfı olarak Bağdaat’ta görevlendirmesi üzerine Ahmed Midhat, onunla Bağdat’a gitmek istedi. Bu isteğini kabul eden Midhat Paşa kendisini bir matbaa kurmakla görevlendirdi ve çıkartılacak olan “Zevra” adlı gazetenin başına geçirdi.

Bağdat yolculuğu sırasında ressam Osman Hamdi Bey ile tanışmıştı. Osman Hamdi ile dostluğu sayesinde Batı kültürünü tanımaya başladı. Bağdat’ta bulunduğu sırada Muhammed Zuhavi ve yarı derviş bir kişi olan Şirazlı Muhammed Bakır Can Muattar ile tanışıklığı onun kültürünü genişletti, öğrenme hırsını kamçıladı.

Bağdat’ta hem gazete yönetmenliği yaptı hem de sanat okulu öğrencileri için fen bilgileri kitabı hazırladı. Kitabı, Maarif Nezaretinin yarışmasında ödül kazanıp ders kitabı olarak okutuldu. Devrin Maarif Nazırı Saffet Paşa ile yazışmaları onda İstanbul’a dönme isteği doğurdu.

Yayıncılık ve yazarlık

Basra mutasarrıfı (valisi) olan ağabeyi Hafız İbrahim’in ölümü üzerine 1871 yılında görevinden istifa eden Ahmed Midhat, İstanbul’a dönüp ailesinin geçim yükünü üstlendi. “Ceride-i Askeriye” ve “Basiret” gazetelerinde çalıştığı gibi matbaahanesini de kurup eserlerini bastı. İlk önce kendi evinin altında kurduğu matbaayı kısa süre sonra Eminönü’nde kiraladığı bir odaya taşıdı. Edebiyatımızın ilk hikâye koleksiyonu olan “Letaif-i Rivayat” adlı eseri kaleme aldı. “Letâif-i Rivayat” ve “Kıssadan Hisse” isimli eserlerin satışıyla geçimini temine çalıştı. İlk sayıda kapatılan “Devir” ve 13. sayıda kapatılan “Bedir” gazetelerinin ardından “Dağarcık” adlı dergiyi çıkardı.

Bu dönemde Genç Osmanlılar ile ilişki kuran Ahmed Midhat, Ebüzziya Tevfik aracılığıyla Namık Kemal ile tanıştı. Kendi bastığı eserlerinin yanı sıra gazetelerde de yazıları yayımlandı. Namık Kemal’in yayınlamaya başladığı “İbret” gazetesinin sürekli yazarları arasına girdi. 1873 yılında kendine ait Dağarcık mecmuasında yazdığı yazılar ve Yeni Osmanlılar’la yakınlığı nedeni ile tepki çekti. Özellikle mecmuanın 4. sayısında yayınladığı “Duvardan Bir Seda” adlı makalesi nedeniyle dinsizlikle suçlandı. Namık Kemal’in Vatan Yahut Silistre oyununun yarattığı hava içinde Gedikpaşa Tiyatrosu’nda iken 6 Nisan 1873’te Ebüzziya Tevfik ile birlikte Rodos’a sürüldü.

Rodos sürgünü

38 ay süren sürgün sırasında çok sayıda eser yayınladı, Rodoslu çocuklara ders vermekle kalmadı, “Medreseyi Süleymaniye” adlı bir ilkokul açtı. En üretken dönemlerinden birini yaşayan yazar, “Hasan Mellah”, “Hüseyin Fellah” ve “Dünyaya Yeniden Geliş ya da İstanbul’da Neler Olmuş” gibi önemli eserlerini burada yazdı. İstanbul’da çıkan “Kırkambar” dergisine yazılar gönderdi. Sultan Abdülaziz’in vefat etmesi ve V. Murat’ın başa geçmesiyle çıkan genel af sonucu İstanbul’a geri dönmesine izin verildi.

Sürgün sonrası

İstanbul’a döndükten sonra gazetecilik, yayıncılık ve romancılığa ağırlık verdi. İstanbul’a dönüşünden 15 gün sonra “İttihad” adlı gazeteyi çıkardı. Vakit gazetesinde yazar (1877), Takvim-i Vakayi’de müdür oldu (1878). Bu dönemde yazdığı ve sürgüne kadarki hayatı ile sürgün yıllarını anlattığı “Menfa” adlı eserinde Yeni Osmanlılar’ı eleştirdi; “Üss-i İnkılab” adlı eserinde de II. Abdülhamid’in siyasetini överek yeni padişahın gözüne girdi.

Tercüman-ı Hakikat dönemi

27 Haziran 1878’de Osmanlı sarayının desteği ile Tercüman-ı Hakikat gazetesini yayımlamaya başladı. Gazete, Osmanlı basın tarihinin en uzun ömürlü ve etkili yayınlarından birisi oldu. Başlangıçta gazetenin tüm yazılarını kendisi yazıyordu. Zamanla gazetenin yazarları arasına giren Ahmet Cevdet, Hüseyin Rahmi, Ahmet Rasim gibi isimler, bu gazetenin sütunlarında meşhur oldular. 1879’da Matbaayı Amire’ye müdür olarak tayin edildi.

Şair Fitnat Hanım ile aşkı

Rodos sürgününden döndükten sonra Kabataş’ta yeni bir eve taşınan Ahmed Midhat Efendi, burada şair Fitnat Hanım ile komşu olmuştu. Annesi Nefise Hanım’ın kardeşinin kızı olan Fitnat Hanım ile aralarında doğan aşk, mektuplarla sürdürüldü. Mektuplaşmaları 1944 yılında kitaplaştı.

Beykoz’a yerleşmesi

1880 yılında Beykoz’da bir çiftlik satın aldı. Ona ait araziden kaynayan suya “Sırmakeş” adını verdi ve şişeleyerek içme suyu satışı başlattı. Beykoz kıyısında bir yalı satın alarak sanat ve edebiyat çevrelerinden pek çok kişiyi bu yalıda ağırladı.

1884’te büyük kızı Mediha’yı Muallim Naci ile evlendirdi. Damadı Muallim Naci, 1883’te Tercüman-ı Hakikat’in edebiyat sayfasının yönetimini üstlendi. Ne var ki Ahmed Midhat eski edebiyat alışkanlıklarını savunan damadı ile görüş ayrılığına düştüğü için 2 yıl sonra onu gazeteden gönderdi. 1888’de “Gümüş İmtiyaz Madalyası”, 1889’da ise “Bâlâ Rütbesi” ve ikinci dereceden “Mecidî” aldı. 1888’de Türkiye temsilcisi olarak Stockholm’daki VIII. Müsteşrikler Kongresi‘ne (Doğu Bilimleri Kongresi) katıldı ve ayrıca dönünce gözlemlerinden yola çıkarak “Avrupa’da Bir Cevelan” kitabını yayımladı. 1895 ilâ 1908 arasında Karantina Nazırlığı yaptı. 1908’e kadar Tercüman-ı Hakikat’te roman, hikâye ve makaleler yazmayı sürdürdü.

Emekliliği

Ahmet Mithat, II. Meşrutiyet döneminde yaş haddi nedeniyle emekliye ayrıldı. Yazıları eskisi gibi rağbet görmediği için yazı hayatından da çekildi; Bakanlar Kurulunun özel kararıyla Darülfünun’da genel tarih, felsefe tarihi; Darülmuallimat’ta tarih ve eğitimbilim dersleri; Medreset-ül-Vaizin’de dinler tarihi dersleri verdi; ayrıca Darüşşafaka’da gönüllü olarak öğretmenlik yaptı. 28 Aralık 1912 tarihinde Darüşşafaka’da nöbetçi olduğu bir sırada kalp durmasından hayatını kaybetti. Fatih Camii haziresine defnedildi.

Eserleri hakkında

Ölümüne dek iki yüzden fazla eser yayımlayan Ahmed Midhat, Türk edebiyatının gerçek anlamda ilk popüler yazarıdır. En büyük arzusu kitap okuyan bir toplum yaratmak idi. Çoğunluğa hitap etmek, dertlerine tercüman olmak kaygısıyla çok sayıda eser verdi “kırk beygir gücünde yazı makinesi” olarak tanındı.

Eserlerinde Avrupa’nın bilim, sanayi ve çalışkanlığını överken Osmanlı toplumunun ahlaki değerlerinin korunması gerektiğini vurguladı. Genç yazarlara destek verdi, dilde sadeleşmeyi savundu, devlete ve dine itaatsizliği, tembelliği, müsrifliği, özentiliği eleştirdi. Eserlerini daha çok öykü ve roman türünde vermiştir. Romancılığı ve öykücülüğü, halk öykücülüğünden Batı tarzı öykü ve romancılığına geçiş olarak kabul edilebilir. Ayrıca tiyatro alanında da çalışmalar yapmış, “Açıkbaş, Ahz-i Sar, Ziba” adlı kitaplarıyla dram ve operet türlerinde eserler vermiştir.

Ahmed Midhat, çağdaşları olan diğer Tanzimat yazar ve düşünürlerinden bazı önemli özellikleriyle ayrılır. Birtakım siyasî düşünceleri olmakla birlikte, devletin o asırda gözle görülür bir buhran halini almış olan sıkıntılarından kurtuluş çaresini, meselâ Genç Osmanlılar gibi bir rejim değişikliğinde görmüyordu. Eğitim ve kültürün belli bir seviyeye gelmediği milletlerde rejim meselelerinin ön plana getirilmesinin zararlı olacağına inanmıştı.

Bundan başka, geçen yüzyılda Osmanlı aydınları arasında yaygın olan Batı hayranlığı da Ahmed Midhat’ta farklı bir görünüştedir. O, hemen bütün edebî ve fikrî eserlerinde, Doğu ve Batı medeniyetlerini mukayese ederek, sathî de olsa bir tenkit süzgecinden geçirmiş, o devir için dikkate değer bir sentez oluşturmaya çalışmıştır. Bu maksatla roman, hikâye, tiyatro gibi edebî karakterdeki eserlerinde ve bunların dışındaki inceleme-mâlûmat mahsulü kitap ve yazılarında, hemen her konuya duyduğu ilgi ve tecessüsünü okuyucuya da aşılamaya çalışmıştır. Romanlarında, çok defa tenkit edilen ve hatta alay konusu haline getirilen “istitrat” kabilinden bilgi verme tavrını ve okuyucusu ile diyalog kurma alışkanlığını biraz da bu endişesi ile izah etmek doğru olur.

Kaynak:

  1. https://w.wiki/CTHq
  2. M. Orhan OKAY; https://islamansiklopedisi.org.tr/ahmed-midhat-efendi

Hatice Ebru Aslangil

Bilge Kitap Dergi, 2024 Aralık Sayısı



0 yorum

Bir yanıt yazın

Avatar yer tutucu

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir