Yazarlık Üzerine – I

Tuğrul Kılıçarslan
Yazmaya Başlamak
Yazarlık esasen öncelikle zihinsel bir faaliyettir. Yazarlık ilk bakışta el ile yazmak gibi fiziksel bir eylem gibi görünse de aslında o tamamen zihinsel bir faaliyetin yazmak suretiyle dışa vurulmasından ibarettir. resim yapmak veya şarkı söylemek de aynı şekilde duygu ve düşüncelerimizi dışa vurma şeklimizdir. Yazarlığı zihnimizde ve duygularımızda olup biten şeyleri, düşündüklerimizi ve hissettiklerimizi kelimelere dökebilme becerisi ve sanatıdır şeklinde tanımlayabiliriz.
Bazen insan bir konu ile ilgili çok şey bildiğini düşünür ama bildiklerini yazıya dökmekte zorlanır. Bazı insanlar eğitimli görünür ama iki satır dilekçe yazmakta bile zorluk çekerler. Belki o insanlar çok güzel ve etkileyici konuşuyorlardır, belki de harika şarkı söylüyorlardır. Ama iş yazmaya gelince zihnlerindeki o güzel kelimeleri, birbirinden harika cümleleri bir türlü kelimelere dökemezler.
İleri düzeyde yazma becerileri bir sanat olarak ya da insanın yaratılışından gelen bir yetenek olarak görülse bile temelde yazarlık sonradan öğrenilebilen, geliştirilebilen bir beceridir. Herkes belki Dostoyevski, Tolstoy Halid Ziya, Reşat Nuri, Halide Edib gibi bir yazar olamayabilir ama bir dilekçe yazacak, bir günlük karalayabilecek kadar yazma becerisine sahip olmak mümkündür.
Yazmak kimileri için bir tutkudur, bir açlık, bir kurtuluş veya kaçıştır Said Faik gibi. Son Kuşlar kitabında Said Faik ne güzel anlatır bu duygusunu: “Söz vermiştim kendi kendime: Yazı bile yazmayacaktım. Yazı yazmak da bir hırstan başka ne idi? Burada namuslu insanlar arasında sakin, ölümü bekleyecektim; hırs, hiddet neme gerekti? Yapamadım. Koştum tütüncüye, kalem kâğıt aldım. Oturdum. Ada’nın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkardım. Kalemi yonttum. Yonttuktan sonra tuttum öptüm. Yazmasam deli olacaktım.”
Kimileri için ise yazmak bir arzu ve istek, ileride gerçekleşecek bir hayaldir. Okuduklarından etkilenerek, keşke ben de yazabilsem der yazma hayali kuranlar. Bir gün mutlaka bir şeyler yazmayı hayal eder durur. Ama ömür geçer de, o yazma günü gelmez bir türlü. Hep bir bahanesi vardır. İşlerim çok bir türlü fırsat bulamıyorum. Zihnim çok karışık, kafam sakin olduğunda yazabilirim ancak. Ya da bir özgüvensizlikle boğuşur durur. Ya yazdıklarımı biri görürse, ya alay ederlerse, ya yazdıklarım beğenilmezse, ya yazdığım eser reddedilirse. Kimileri de yazmak istiyorum ama yazma becerim yok, bir sürü dilbilgisi hatası yaparım diye korkuyorum der. Kimizaman da, bir yazarlık kursuna gitmek istiyorum ama bir türlü cesaret edemiyorum diyenleri de duyarsınız. Daha bir sürü mazeret duyabilirsiniz yazmaya başlamak isteyip de bir türlü başlayamayanlardan.
Eğer siz de bir türlü yazmaya başlayamayanlardansanız, hemen şimdi elinize bir kalem alın ve ilk yazınızı yazmaya başlayın. Duygu ve düşüncelerimizi zihnimizde saklamayın, çıkarın onları zihninizin karanlık labirentlerinden. Güneş görsünler, hava alsınlar ki düşünce filizleriniz boy atıp gelişsin, dal budak salsın, güzel meyveler versin insanlık âlemine.
Biz bu yazı dizmizde elimizden geldiği, dilimizin döndüğü kadarıyla yazmaya başlamak isteyenler için küçük bir rehber hazırlamaya çalıştık. Umarız yazı yazma arzusu içinde bulunanlara faydalı olur.
Önce biraz yazmanın faydaları üzerinde duralım, sonra da aşama aşama yazma melekelerimizi geliştirmek için nelere dikkat etmemiz gerekiyor onlara bakalım.
Yazı yazmanın faydaları
Çok eskilerden yazı yazmak için kâğıt lazımdı, kalem lazımdı, mürekkep lazımdı. Okuyup yazabilen insan pek azdı. Sonraları matbaa icat edildi, okuyup yazabilenlerin sayısı hızla arttı. Bugün neredeyse artık herkes okuma yazma biliyor. Herkesin elinde, evinde, işyerinde, bilgisayarlar, laptoplar, tabletler veya akıllı telefonlar var. Ama gerçek paradoks şu ki, insanların okuma yazma imkanları arttıkça, okuma ve yazma istekleri ve becerileri gittikçe azalıyor ve köreliyor.
Hele günümüzün gençliğinde öyle bir anlayış var ki, bunu pek çok gençten duyabilirsiniz: “Kitap okumaya gerek yok ben aradığım her bilgiyi bir tıkla internetten bulabiliyorum”. Evet, bir yönüyle haklılar belki ama, kitap okumak sadece bilgi edinmekle mi ilgilidir? Kitabın insana bilgi vermenin yanında, insanın ruhuna hitap eden öyle büyülü bir yanı vardır ki, kitabın gerçek gücü de buradadır işte. Eğer okunan kitap sizin ruhunuzda bir iz bırakabiliyorsa, sizi heyecanlandırabiliyorsa o kitap gerçekten bilgi yığınından öte bir şeydir. Dahası böyle bir kitabın öğrettiği bilgiler, aşıladığı fikirler siz de kalıcı hale gelir, yıllar geçse de unutamazsınız. İçine duygu katılmamış bilgiler ise zihnimizin ön belleğinde bir süre kalır ve kaybolur gider. Zihninize his ve duygu ile birlikte kazınan bilgiler ise bilinçaltınıza yerleşerek kalıcı hale gelirler.
Yazmak da aynı şekilde sadece kalemle bir şey karalamaktan, daktiloda ya da bilgisayar ekranında bir şeyler tuşlamaktan ibaret bir şey değildir. Ona ruhunuzdan bir şeyler üfleyebilirseniz eğer, okuyucuda bir şeyler uyarabilirsiniz. Çünkü yazdıklarımız da söylediklerimiz gibi ruh dünyamızı gösteren bir aynadır.
Kitap okumanın insanın maddi ve manevi hayatına etkisi ve faydaları ne kadar çoksa yazmanın da zihinsel ve yaratıcılık becerilerimize, fikir ve hayal dünyamıza, metafizik ve psikolojik yönümüze, konuşma ve hitabet gücümüze, kendimizde ve çevremizde olup bitenleri doğru bir şekilde algılayıp analiz edebilme becerimize ve gün yüzüne çıkmamış daha bir sürü istidat ve kabiliyetlerimize faydası vardır.
1-Yazmak düşünme becerilerimizi geliştirir.
Öncelikle yazı yazmak bizim düşünme gücümüzü geliştiren, hızlandıran ve giderek belirli bir sisteme oturtan bir beceridir. Düşüncelerimiz ya bilinçsizce rastlantısal olarak zihnimizden gelip geçer ya da bilinçli bir düşünceyle sistematik olarak bir sonuca varır. Düşünme, zihnimizde oluşan bilgi, duygu ve sezgilerin arasında kurulan bağlar ile oluşan zihinsel bir değerlendirme ve çalışma sürecidir. Düşünme akıl yürütmenin yanı sıra, sezme veya hayal etme şeklinde de tezahür edebilir. Düşünmenin fizyolojik bir süreç olarak beyinde nasıl gerçekleştiği henüz tam olarak bilinememekle birlikte konu hakkında çok farklı teoriler ileri sürülmektedir. Burada vurgulamak istediğimiz nokta düşünme şeklimizin rastlantısal olmaktan çıkarılarak sistematik hale getirilmesidir. Yazmak da düşünme becerilerimizi giderek daha sistematik hale getiren ve hızlandıran önemli bir beceridir.
Sistematik düşünceden kastımız nedir? Burada kastedilen uzun uzun düşünülerek, çeşitli mantık kurallarını kullanarak akıl yürütmek suretiyle düşünmek ve bir sonuca ulaşmak değildir. Sistematik düşünme biçimi saniyeler içinde de gerçekleşebilir. Herkesin zihni, kafası, beyni düşünceleri farklı çalışır. Ve bu nedenle deriz ki herkes kendine göre haklıdır. Herkesin bilinçli veya bilinçsiz olarak kendine göre bir mantık çerçevesi vardır ve o çerçevenin içine oturttuğu şeyler ona son derece mantıklı görünür. Bu mantık çerçevesinden en kabul edilmez şeyleri yapsa bile, o kişi kendisini hep mantıklı ve haklı görme eğiliminde olur. İnsanların düşünme şekli sayılamayacak kadar çok çeşitlidir. Zira düşünmeyi etkileyen sayısız veri, enformasyon, bilgi, his, duygu, sezgi, kanıt ve inanç bulunmaktadır.
Yazmak düşünme şeklimizi bulanık halden daha görünür hale getirir ve netleştirir. Böylece zihnimizdeki soyut ve bulanık düşünceleri kelimelere dökerek somut hale getiririz. Ne kadar çok yazarsak o kadar çok düşünme şeklimiz gelişir. Bir konuyu ele alırken nasıl bir yol izleyeceğimiz, nereden başlayacağımız, argümanlarımızı birbirine ve sonuca nasıl bağlayacağımıza dair kafa yorarız. Konuyu çok farklı yönleriyle düşünmeye başlarız. Fikirler fikirleri doğurur. Bir başka ifadeyle kendimizi düşünmek için daha fazla zorlamış oluruz. Düşüncelerimizi zorladıkça ifade gücümüzün, kelimeleri kullanma biçimimizin değiştiğini ve güçlendiğini görürüz.
Burada vurgulamak istediğimiz nokta hangi düşünme biçiminin daha iyi, faydalı veya etkili olduğu değildir. Hangi düşünme biçimine sahip olursak olalım önemli olan nokta düşünme biçimimizin farkına varmak ve bunu geliştirmek için bol bol yazarak yazma becerilerimizi inkişaf ettirmektir.
2-Yazmak fikirleri bulanıklıktan çıkararak daha net hale getirir
Bazen çok iyi fikirlerimizin olduğunu düşünürüz ve bunları konuşurken çok iyi ifade edebilriiz. Ancak fikirler yazıya döküldüğünde, artı ve eksi, iyi veya kötü, faydalı veya faydasız, riskli veya risksiz; o fikrin bütün yönleri, tüm çıplaklığı ile ortaya çıkar. Zira yazdıkça fikirler somutlaşır, netleşir, billurlaşır. Belirsiz, bulanık, müphem, muğlak ve çelişkili yönleri azalır. Yazdıkça zihnimizde dönüp dolaştırdığımız fikirlerin bazı eksikliklerini görmeye başlarız ve o eksiklikleri yine belirli bir mantık çerçevesinde tamamlamaya çalışırız. Böylece fikrilerimiz yep yeni boyutlar kazanarak daha güçlü hale gelebilir.
3- Yazmak fikirlerimizi anlatmada ve savunmada özgüvenimizi artırır
Fikirlerimizdeki yazarak daha net ve kesin hale gelmesi ile bu fikirleri anlatmada veya savunmada özgüvenimiz artar. Daha kendinden emin bir şekilde fikirlerimize sahip çıkarız. O fikri savunurken yüzeysel olarak değil bütün yönleri ile ele alıp sunabilir hale geliriz. Bir başka ifadeyle o fikir giderek bizden bir parça haline gelir. Yazmadığımız fikirler ise bizde genellikle daha eğreti durur, sanki o fikrin bütününde bazı boşlukları varmış gibi görünür.
Bir bilgiyi ya da fikri kitaptan okuyarak ya da bir yerlerden dinleyerek kolaylıkla edinebiliriz. Daha önce de dediğimiz gibi o bilginin içine duygular girmişse o bilgiler ve fikirler bizde daha kalıcı hale gelir. Bununla birlikte o fikri anlatmaya çalıştığımızda kelimelere dökmekte biraz zorlanabiliriz. Çünkü o bilgi hala bizde kalıcı da olsa yüzeysel olarak bulunmaktadır, derinlemesine olarak o bilgi bize nüfuz etmemiştir. Dış dünyadan okumak veya dinlemek suretiyle edindiğimiz bu bilgi veya fikri tekrar tekrar farklı yerlerde anlatırsak o zaman belki o bilgi veya fikir bizde derinleşebilir. Ancak yazmak bu işin daha kısa yoludur diyebiliriz. Yazdıkça o bilgi ve fikir üzerinde derinleşiriz ve yeni boyutlar kazandırarak geliştiririz.
4-Yazmak kelime hazinemizi ve ifade gücümüzü geliştirir
Bir kişinin ne kadar bilgili ve kültürlü oluğu, fikir ve düşünce dünyasının ne kadar derin ve geniş olduğu kullandığı kelimelerden rahatlıkla anlaşılabilir. Kelime hazinemizi geliştirebilecek en önemli şeyin başında kuşkusuz ki, bol bol kitap okumak gelir. Ancak okumak suretiyle edindiğimiz kelimeleri yazı dilinde kullanmak bambaşka bir şeydir. Kitaplardan edindiğimiz kelimelerin çoğunu günlük konuşmalarımızda pek kullanmayız. Günlük konuşmalarımızda kullanmadığımız bu kelimeleri yazı dilinde kullanmamız o kelimeleri bizde daha kalıcı hale getirir. Yazı yazdıkça yepyeni kelimelere aşina olur ve onları kullanmaya başlarız. Kelimeler kelimeleri doğurur. Aynı mefhumları başka başka kelimelerle ifade etmek yazılarımızı ve düşünce dünyamızı geliştirir. Böylece yazılarımız daha renkli, daha merak uyandırıcı, daha akıcı hale gelir.
İnsanlar kelimelerle düşünür. Kelimeler bir bakıma zihnimizdeki soyut fikirlerin somut semboller haline getirilmiş halidir. Kelime hazinemiz geliştikçe zihnimizdeki fikirleri daha iyi ifade edebiliriz. Yazı yazmak ile kelime hazinemiz arasında bir yönüyle doğurgan bir döngü vardır. Öye ki, yazdıkça kelime hazinemizin arttığını, kelime hazinemizin arttıkça yazılarımız daha güzel hale geldiğini görürüz.
5- Yazı yazmann psikolojik olarak birçok faydası vardır.
Ruh sağlığı uzmanlarının kullandığı en önemli terapilerden biri de yazı yazma terapisidir. Yapılan bir çok çalışma yazı yazmanın insanları rahatlattığını, sorunlarının çözümünü kolaylaştırdığını, stresi azalttığını, karar verme süreçlerini kolaylaştırdığını, öfke, güceniklik gibi duyguları sakinleştirdiğini, taravmaların etkisini azalttığını, içedönük kişilerde özgüveni güçlendirdiğini göstermektedir.
Yazı yazmanın daha bir çok faydaları sayılabilir, gerçek şu ki yazmak size hayalini bile kurmadığınız birçok güzellikler ve sürprizler getirebilir.
Tuğrul Kılıçarslan
Bilge Kitap Dergi, 2024 Aralık Sayısı
0 yorum